Ankara Günlükleri I : Atatürk Bulvarı I. Etap
Bir süredir aklımdaydı Ankara Günlüklerine başlamak. Niyetim çok sevdiğim bu şehir hakkında bir şeyler yazmak zira. Yazarken araştırmak ve öğrenmek. Elime aldım boş bir kağıdı ve başladım Kızılay’dan Ulus’a doğru Atatürk Bulvarını çizmeye. Yıllar önce katıldığım bir Ankara gezisinde rehber Ankara’yı bu bulvar üzerinden gezdirmeye başlamıştı. Bende öyle başladım.
Çankaya Köşkü’nden II. TBMM Binasına Uzanan Yol
1928 yılında Ankara için düzenlenen şehir planlama yarışmasını kazanan Hermann Jansen, II. TBMM Binasından Çankaya Caddesine kadar kesintisiz uzanan bir ana hat öngörür. Günümüzde şehrin ana arteri olan bu hattın adı Atatürk Bulvarı. Günümüzde Çankaya Köşkü’nden başlar Seğmenler, Kuğulu ve Kızılay’ı geçerek Ulus’a kadar 6 kilometre boyunca uzanır. Şehrin en önemli binaları ve lokasyonları da bu bulvar üzerindedir hemen hemen.
Bulvarı ortadan ikiye bölüyorum. Kızılay’dan Ulus’a birinci bölüm, Kızılay’dan Çankaya Köşkü’ne kadar ikinci bölüm. İkinci bölüme ne zaman gelirim bilmiyorum ama gözüme birinci bölümü kestirdim. Bu bölümü sindire sindire gezeceğim.
İlk rotamı Atatürk Bulvarı ile Sıhhiye Köprüsü’nün kesiştiği yerdeki Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesi‘nden başlamak üzere oluşturmaya başlıyorum. Sırasıyla Zübeyde Hanım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Ankara Olgunlaşma Enstitüsü, TRT Ankara Radyosu, Türk Hava Kurumu, Resim ve Heykel Müzesi, Etnografya Müzesi, Ankara Lisesi ve Türk Tarih Kurumu şeklinde devam eden rota uzunluğu yaklaşık 6 km.
Bir cumartesi günü erken saatlerde Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesine doğru yol alıyorum. Niyetim rota üzerindeki yapıları genel olarak dışarıdan incelemek. Daha sonra fırsat buldukça da iç yapılarını görmek için ayrı ayrı vakit ayırmak. Bu gezi sırasında sadece Resim ve Heykel Müzesi ile Etnografya Müzesi’nin içine girip gezmek için vakit ayırıyorum.
Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesi‘ne vardığımda sınav gününe denk geldiğimi anlıyorum. Oldukça kalabalık zira ve sınav kâğıtlarıyla binaya girmeye bekliyor insanlar. Bu durum işime geliyor çünkü kapılar açık. Bir kaç gün önce geldiğimde içeri öğrenci dışında kimseyi almıyorlardı.

Fakülte binası Alman mimar Bruno Taut tarafından 1937-1940 yılları arasında inşa edilmiş. Öğrenci girişinin hemen sağında Bruno Taut’a ithafen dikilmiş bir taş gözünüze çarpacak. Sol taraftaki çimenlik alanda da Mimar Sinan’ın heykeli var. Bruno Taut bir Mimar Sinan hayranıymış. Binanın ön cephesi kesme taşlardan örülü. Kare ahşap pencereler taş duvarlara oldukça yakışıyor. Fakülteden içeri girip arka bahçedeki binalara baktığımda sıvalı duvarları görünce hemen geri çıkıyorum. Marifet ön taraftaymış meğer. 🙂 Türkiye’nin fakülte olarak kurulan ilk akademik birimi olmakla birlikte daha sonra Ankara Üniversitesine bağlanıyor.

Dil Tarih’in Ulus istikametinde hemen yanında Zübeyde Hanım Kız Mesleki ve Anadolu Lisesi bulunuyor. Eski adıyla İsmet Paşa Enstitüsü. 1934 yılında Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı olarak inşa edilmiş. Mimarı ise İsviçreli Ernst Egli. Binayı ilk gördüğümde balkonu dikkatimi çekmişti. Üzerinde tabelası olmasa, daha çok pansiyona benziyor. Tarihçesini okuduğumda sebebini anlıyorum. Kız öğrenciler için yatılı bir okulmuş vakti zamanında.

Etrafta kimseler yokken içeri girip biraz turluyorum. Şimdilerde şehrin kalabalığı içerisinde kendini çok gösteremiyor olsa da eski fotoğraflarda oldukça dikkat çekici duruyor. Aşağıdaki fotoğrafta mesela, binaya günümüzdeki U şeklindeki görünümünü kazandıran iki yanındaki ek binalar henüz yok. Daha sonra yanına inşaa edilen Olgunlaşma Enstitüsü binası da yok. Asfalt yol da yok. Arnavut kaldırımı benzeri yollar ile Ankara şimdikinden çok daha ferah. Keşke hep öyle kalsaymış. O dönemin Ankara’sında yaşamak isterdim.

Aşağıdaki fotoğrafı da Facebook’ta buldum. İsmet Paşa Kız Enstitüsü olduğu zamanlarda bahçede sabah sporu yapan kız öğrenciler yer alıyor fotoğraf karesinde. Yıl 1933. Facebook’ta enstitü için kurulan grupta enstitüde okuyanların fotoğrafa yazdıkları yorumlara şöyle bir göz gezdirdim. Ne de güzel bahsediyorlar o yıllardan.

Aşağıdaki fotoğraf da 1935 yılına ait. Enstitünün iki yanındaki ek binalar yapılmış bu sefer. Günümüzdeki U görünümünü almış. Olgunlaşma Enstitüsü ise hala yerinde yok. Bulvar dar, ortadaki yeşillik alan ise oldukça geniş. Orta alanda bir de yürüyüş yolu mevcut. Şimdilerde yol genişletme çalışmaları neticesinde orta alan yok denecek kadar küçük malum.

Zübeyde Hanım Lisesi’nin ardından hemen yan tarafta yer alan Ankara Olgunlaşma Enstitüsü’ne geçiyorum. Ankara Olgunlaşma Enstitüsü’nde dikilen elbiselerin defilesi Ankara Palas’ta yapılırmış. Burası memleketin ikinci olgunlaşma enstitüsü. Birincisi ise İstanbul’daki Beyoğlu Olgunlaşma Enstitüsü.



Binanın uzun dikdörtgen kapısı kadar geniş balkonu da enteresan detaylar arasında. Bir gün bu balkona çıkmak isterim. Ara ara ziyarete açık olup olmadığını kontrol edeceğim. Mimarı ise İsmet Paşa Kız Enstitüsü ile aynı. Ernst Egli. Bu yüzden olmalıki iki bina birbirine oldukça benziyor. Aralarında bir de bağlantı var.
Ankara Olgunlaşma Enstitüsü’nden sonraki durağım ise önce Ankara Radyo Evi, sonra da Türk Hava Kurumu. İkisi de güzergah üzerinde. Her iki binayı da içeriden görebilir miyim diye göz gezdirdim ama içeri girip dert anlatmak istemedim. Bu yüzden dışarıdan görmekle yetiniyorum. Belki bir gün kısmet olur.


1938 yılında tamamlanan Ankara Radyosu bir İtalyan eseri iken, 1937 yılında inşaatı tamamlanan Türk Hava Kurumu binasının mimarı yine Ernst Egli. Ernst Egli’den bir günde gördüğüm üçüncü yapı. Üçü de yanyana. Öte yandan öğrendiğim kadarıyla Cumhurbaşkanı, Kuvvet Komutanları ve Ankara Valisi Türk Hava Kurumu’nun doğal üyeleri arasında yer alıyormuş. İlginç bir detay.


Türk Hava Kurumu binasından sonra sağa doğru yöneliyorum. Bu noktada Atatürk Bulvarını Talat Paşa Bulvarı keserek Bent Deresine kadar uzanıyor. Sağdan uzanan kıvrımlı yolu takip ederek Resim Heykel Müzesine doğru yürüyorum. Tamda bu yolu yürürken istinat duvarının arkasında muhteşem görüntüsüyle Resim Heykel Müzesinin binası karşılıyor beni. Betonun içinde bu kadar estetik görünümlü ve şık bir bina… Ankara taşının üzerine dikilen mermer işlemeli ayrıntılar o kadar güzel duruyorki.

Resim Heykel Müzesi ile Etnografya Müzesinin bulunduğu tepe Namazgah Tepesi. Namazgah denince benim aklıma İstanbul gelir. Zira şehrin çeşitli yerlerinde tarihi namazgah alanları var hala. Topkapı Sarayı’nda yanlış hatırlamıyorsam Birun Avlusu’nda da bulunuyor. Bu alanlarda kıbleyi gösteren bir de kıble taşı bulunur. Ağacın gölgesinde çimlerin üzerinde namaz kılınır. Öğrendiğim kadarıyla burası da öyleymiş. Halkın namaz kıldığı yer olmakla birlikte en buhranlı dönemlerde Ankara halkı burada dua etmek için toplanırmış. Günümüzde bu tepede Resim Heykel Müzesi ve Etnografya Müzesi bulunuyor.
Resim Heykel Müzesiyle devam ediyorum gezime. 1927 yılında Türk Ocakları Merkez binası olarak inşa edilen bu bina daha sonra Resim Heykel Müzesi olmuş. Aşağıdaki fotoğrafı internetten buldum. Benim gittiğim gün okul gezisi olduğu için, oldukça kalabalıktı. İstediğim gibi fotoğraflar çekemedim.

Birinci Ulusal Mimarlık Akımının en önemli örneklerinden biriymiş. Birinci Ulusal Mimarlık Akımı diyince aklıma İstanbul Laleli’deki Tayyare Apartmanları geliyor. Mimar Kemalettin’in eseri. Burası da en az Tayyare Apartmanları kadar ve hatta mermer detaylarıyla çok daha güzel bir eser. Mimarı Arif Hikmet Koyunoğlu’nun bir diğer önemli eseri hemen yan taraftaki Etnografya Müzesi. Kendisinin de Resim Heykel Müzesinin hemen önünde bir büstü bulunuyor. Arif Hikmet Koyunoğlu aynı zamanda bir fotoğrafçı. Çekmiş olduğu fotoğraflardan ziyadesiyle yararlanıyorum.
Resim Heykel Müzesi Türk Ocağı iken Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk operası burada sahnelenmiş. Tarih 19 Haziran 1934. İran Şahı Rıza Şah Pevlevi onuruna sahnelenen Özsoy Operası’nın bir de filmi bulunmakta. Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Bkz. Bir Cumhuriyet Şarkısı.
Gelelim Etnografya Müzesine. En az Resim Heykel kadar ihtişamlı bir bina. Kubbe ve işleme detayları ile Resim Heykel’e göre biraz daha geleneksel bir çağrışım uyandırıyor bende. Ankara taşının üzerine döşenen mermerler Marmara Adası’ndan getirilmiş.

Bilindiği üzere Atatürk’ün naaşı Anıtkabir tamamlanıncaya kadar -1938’den 1953’e 15 yıl- burada muhafaza edilmiş. Etnografya Müzesi’nin hemen önünde Mustafa Kemal Atatürk’ün at üzerinde heykeli bulunuyor. 1927 yılında italyan heykeltıraş Pietro Canonica’ya yaptırılan heykelde dikkat çeken ayrıntı atın sol ayağının havada olması. Ulus’ta bulunan ve Heinrich Krippel tarafından yapılan Atatürk heykelinde ise atın dört ayağı da yerde.

Pietro Canonica Cumhuriyet yıllarında bırakmış olduğu eserlerle oldukça önemli bir isim. Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı, Sıhhiye’deki Mareşal Atatürk Anıtı, İzmir’deki Atatürk Anıtı Petro Canınica’nın ellerinden çıkmış. Bunlar arasında Sıhhiye’deki Mareşal Anıtı benim favorim.
Resim Heykel ve Etnografya’nın iç mekanından çektiğim fotoğrafları yazının çok uzamaması için eklemeden Ankara Lisesi’yle devam ediyorum. Etnografya Müzesinin hemen sağ arka çaprazında bulunan lisenin kuruluş tarihi 1923. Kız lisesi olarak kuruluyor aslında. Mimarı yine bizim İsviçreli Ernst Egli. Bu gezideki dördüncü eseri oldu. Burada okuyan öğrenciler çok şanslı bence. Etnografya’nın dibinde, Namazgah tepesinde geçen 4 yıl…

Ankara Lisesi’nden sonra Türk Ocağı Caddesi boyunca aşağıya doğru yürüyerek sokağın sonunda bulunan Türk Tarih Kurumu binasına varıyorum. Ödüllü bir binaymış. (Bkz. Ağa Han Mimarlık Ödülü)

Şimdilerde etrafındaki ağaçlardan ötürü güzel bir fotoğraf karesi yakalamak çok mümkün değil. Bu yüzden yine internet kaynaklarına dadanıyorum. Aşağıdaki fotoğrafta bina tamamen görünüyor.

Pencereler bence dağınık bir görüntü oluşturmuş. Daha estetik olabilirdi. Ön taraftaki kare şeklinde bölümler ise II. Dünya Savaşı yıllarındaki makineli tüfek tabyalarına benziyor. Pencereler de bu tabyaların gözetleme alanı gibi. Kasvetli bir görünümü var.
6 km uzunluğunda gezimin 1. Etabını sonlandırıyorum burada. Bir sonrakinde Talat Paşa Bulvarından sağa dönmeyip düz devam ederek Atatürk Bulvarı üzerindeki diğer eserlerle devam edeceğim. 1. etapın wikiloc kaydının linkini aşağıya bırakıyorum.

Yorum bırakın